Bursa Ulu Cami'nde Hissettiklerim ve Anılarım - bursaseyirdefteri.net.tc

Bursa Ulu Cami’nde Hissettiklerim ve Anılarım

Bursa Ulu Cami: 600 yıllık huzurun adresi

İlk kez Bursa’ya ayak bastığımda, aklımda Yeşil Türbe ve Cumalıkızık vardı. Ama bir arkadaşımın “Mutlaka Ulu Cami’ye git, içeride zaman duruyor” demesiyle planım değişti. Ve hakikaten de öyle oldu. Bursa Ulu Cami sadece bir ibadethane değil, adeta şehrin ruhunu hissettiğin bir yer.

Sabahın erken saatleriydi. Kapıdan içeri adımımı attığım anda burnuma karışan o eski ahşap ve halı kokusu… İnsan ister istemez duraklıyor. 20 kubbesi, devasa sütunları ve o muhteşem şadırvanıyla mekan seni kucaklıyor. İlk gittiğimde dikkatimi çeken şey, kalabalığın içinde bile olağanüstü bir sessizlik olmasıydı.

600 yıllık bir devin gölgesinde

Yıl 1399. Yıldırım Bayezid yaptırmış. Osmanlı’nın ilk büyük camilerinden biri. Ama yaşını hissettirmiyor. Aksine, her köşesi capcanlı. Duvarlardaki yazılar, minberin o ince işçiliği… İnsan “Bunu nasıl yapmışlar?” diye düşünmeden edemiyor.

Ben özellikle kuzey tarafındaki pencerelerden sızan ışığın yarattığı atmosfere bayılıyorum. Toz zerrecikleri ışık huzmelerinde dans ediyor. Sanki zamanın kendisi yavaşlıyor. O an telefonumu cebime koydum. Bazen en iyi fotoğraflar akılda kalanlardır.

İçeride gezerken aklıma takılanlar

Caminin ortasındaki şadırvan etrafında oturan teyzeler, sessizce Kur’an okuyan amcalar, bir köşede ders çalışan gençler… Herkes kendi âleminde ama aynı çatının altında. Bu manzara beni her seferinde etkiliyor.

Bir keresinde yağmur bardaktan boşanırcasına yağıyordu. Dışarıdaki gürültüye rağmen içerisi adeta bir sığınak gibiydi. Yağmurun sesi kubbelere çarpıp yankılanıyordu. O günü unutmam mümkün değil. Tam 40 dakika hiç kıpırdamadan oturdum. Sadece dinledim.

Bursa Ulu Cami’nde keşfedebileceğiniz küçük detaylar

Her ziyaretimde yeni bir şey fark ediyorum. Mesela bazı sütunların farklı renklerde oluşu. Veya minberin kapısındaki sedef kakma işçiliği. Bunları fark etmek için acele etmemek lazım. Yavaş yürü, etrafına bak.

Ayrıca cami avlusundaki yaşlı çınar ağaçları da cabası. Altlarında oturup bir çay içmek, Bursa’nın en güzel ritüellerinden biri bence. Hele yaz günleri o gölgeye sığındığında, hayatın telaşı bir süreliğine kayboluyor.

Benim en özel anım

Geçen sene Ramazan ayında gittim. Teravih bitmişti, cami neredeyse boştu. İmam efendiyle sohbet etme fırsatı buldum. Bana caminin restorasyon sürecinden, Yıldırım Bayezid’in bıraktığı vakfiyeden bahsetti. O kadar içten anlatıyordu ki, sanki 600 yıl öncesine yolculuk yapmış gibi hissettim.

O gece dışarı çıktığımda ay ışığı minarelere vuruyordu. Hafif bir meltem esiyordu. İşte o anda anladım ki bazı mekanlar sadece görülmez, hissedilir.

Siz de gidin, ama nasıl giderseniz önemli

Eğer Bursa Ulu Cami’yi ziyaret edecekseniz birkaç tavsiyem var. Sabah namazından hemen sonra veya ikindiyle akşam arasında gitmeye çalışın. Kalabalık azalıyor, ortam daha huzurlu oluyor. Yanınıza rahat ayakkabılar alın, çünkü taş zemin uzun süre ayakta durmanızı gerektirebilir.

Ayrıca civardaki tarihi çarşıyı da es geçmeyin. Cami çıkışında 5 dakika yürüyünce Koza Han’a varıyorsunuz. Orada bir fincan Türk kahvesi içip, aldığınız hisleri sindirmek çok keyifli oluyor.

Niçin tekrar tekrar gidiyorum?

Çünkü her gidişimde başka bir duygu yakalıyorum. Bazen huzur, bazen tarih bilinci, bazen de sadece “burada olmak güzel” hissi. Bursa’ya her geldiğimde programımın değişmez maddesi artık burası.

Eğer siz de manevi atmosferi yüksek, tarihi derinliği olan yerleri seviyorsanız Bursa Ulu Cami listenizin en üst sırasında olmalı. Sadece turist gibi fotoğraf çekip çıkmayın. Bir köşeye oturun. Gözlerinizi kapatın. Ve içinizdeki sesi dinleyin.

Belki siz de benim gibi, oradan ayrılırken içinizde küçücük ama çok özel bir anı biriktirmiş olursunuz.

Şimdiden keyifli ziyaretler.

Yorum Yaz